Şifalı Bitkiler

Çok kapsamlı olmasa da, gündelik hayatta rahatça ulaşabileceğiniz kaynaklara göre derlenmiş bir rehber. İlginizi çekeçeğine şüphem yok. Ama unutmayın. Bu ve benzeri binlerce döküman bulabilirsiniz ancak ne yaptığınızı bilmiyorsanız en doğal malzemeler bile size zarar verebilir. Sadece yazıları okuyarak harekete geçmeyin. Danışın, öğrenin...

Ama doğadan kopmayın,

doğada herşey var sadece keşfedilmeyi bekliyor.

Not: Listenin sonunda, tabiatın mucizesi sarmısak için ayrı bir yazı daha vardır.


TEDAVİ AMAÇLI KULLANILAN BİTKİLER

A

ANASON: Haziran-Ağustos aylarında, beyaz renkli çiçekler açan, 50-60 cm. yüksekliğinde, bir senelik bitki. Gövde dik, silindir biçiminde, içi boş, çok dallı, tüylü ve üstü çizgilidir. Alt yaprakları uzun saplı, oval veya kalb biçimindedir. Meyveleri armut şeklinde küçük, üzeri tüylü, yeşilimsi sarı renklidir. Meyvalarında nişasta, sabit ve uçucu yağ bulunmaktadir. Uçucu yağ miktarları bitkinin cinsine ve yetistiği yerin şartlarına bağlıdır.Meyvelerinden su buharı distilasyonu ile elde edilen anason yağı, hemen hemen renksiz ve karakteristik kokuludur. Anason tıpta midevi, bağırsak gazlarının teşekkülünü önleyici, hazmı kolaylaştırıcı ve göğüs yumuşatıcı olarak kullanılır. Ayrıca nefes darlığı, öksürük ve kalp çarpıntısı rahatsızlıklarında da etkilidir. Anason yüksek dozda alındıgında baş ağrısı, uyuşukluk, görme zorluğu yapar. Bilhassa çocuklara uyku vermede, midede teşekkül eden gazları gidermede çok faydalıdır. Bebekler için bir çay kaşığı tohum bir bardak suya olmak üzere çay olarak hazırlanır. Yemeklerden önce veya süte katılarak bir kaç çay kaşığı verilir.
Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısmı, meyvaları ve yapraklarıdır. Meyveleri tamamen olgunlaştıktan sonra toplanır ve gölgede kurutulur. Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı giderir. Mide ve barsak gazlarını söktürür. İdrar artırır. Migren ağrılarını keser. Astım, nefes darlığıi ve bronşitte görülen şikayetleri giderir. 

ASLAN AĞZI: Türlü renklerde yetişen güzel görünümlü bir bitkidir. Kokusuzdur. Daha ziyade süs bitkisi olarak kullanılır.
Kullanıldığı yerler: Balgam söktürür. Bronşitte rahatlık verir.

B

BADEM: Mart ve Nisan ayları arasında beyaz veya pembe renkli çiçekler açan, 5-12 m. yüksekliğinde bir ağaç. Birçok çeşitleri varsa da, tıbbi bakımdan ikisi mühimdir. Tohumun lezzeti birincisinde tatlı, ikincisinde ise acıdır. Yaprakları saplı, parlak, yeşil renkli, kenarları dişlidir. Çiçekleri yaprakların gelişmesinden önce açar ve kısa saplıdır.
Kullanıldığı yerler: Acı ve tatlı badem tohumlarından tazyik usulü ile yağ elde edilir. Badem tohumlarında yağ, E vitamini; şekerler ve emulsin isimli enzim vardır. Acı badem tohumları uçucu yağ taşırlar ve ayrıca siyanogenetik bir glikoz olan amygdalin maddesi ihtiva ederler. Acı bademin uçucu yağı, iyi bir koku ve tat giderici (balık yağına ilave edilir) ve hafif bir dezenfektandır. Badem tohumları, badem şurubu hazırlanmasında kullanılır. Çocuklar için iyi bir müshildir. Kremlerin terkibine girer. Meyve kabuğu halk arasında boğaz ağrılarına karşı kullanılmaktadır. 

BAMYA: Mutedil iklimlerde yıllık, sıcak iklimlerde ise, bir kaç defa yetiştirilebilen, boyu 1-2 metreye kadar uzayan, yaprakları asma yaprağına benzeyen, meyvesi beş bölmeli, tohumları yuvarlak ve yeşilimtrak gri renkte bir sebze.
Kullanıldığı yerler: Faydalı bir sebzedir. Yaş veya kuru olarak sarf edilir. Konserveleri de yapılır. Meyveleri müsilajlidir. Kabızlik tedavisi ve barsakların düzenli çalışması için faydalıdır. 

BÖĞÜRTLEN: Haziran-Eylül ayları arasında, beyazımsı veya pembemsi renkli çiçekler açan, yüksek boylu, çok senelik, dikenli ve çalı görünümünde bir bitki. Ekilmemiş yerlerde, çit, yol ve hendek kenarlarında çok bulunur. Gövdeleri silindir şekilli, içi dolu, odunlu ve dikenli dallar, önce dik, sonra aşağı doğru kıvrık. Yapraklar saplı, kenarları dişli, alt yüzeyleri tüylüdür. Yaprak sapında, uçları geriye doğru kıvrık dikenler bulunur. Rengi önce yeşil, sonra kırmızı ve daha sonra olgunlukta siyahimtraktir.
Kullanıldığı yerler: Kullanılan kısımları yaprakları ve çiçek tomurcuklarıdır. Yapraklar bitki çiçek açmadan toplanır ve gölgede kurutulur. Yapraklarda tanen ve organik asitler ihtiva eder. Hafif kabız edici özelliği olmakla beraber; diş etleri, bademcik ve boğaz iltihaplarında, ishal ve basurda kullanılmaktadır. Böğürtlenin 70 kadar türü vardır.

Ç

ÇAM FISTIĞI: Çam kozalaklarının içinden çıkartılır. Kuvvetli bir besindir. Günde 2 çorba kaşığından fazla yenmemelidir.
Kullanıldığı yerler: Bronşit, verem ve akciğer hastalıklarının çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Afrodizyak özelliği vardır.

D

DEREOTU: Nisan-Haziran ayları arasında, sarımtrak renkli çiçekler açan 30-70 cm. boyunda, güzel kokulu, bir senelik otsu bir bitkidir. Dereotu, durakotu olarak da bilinir. Rutubetli, sulak ve gölgeli yerleri sever. Gövdesi dik, dalli, tüysüz, üstü çizgili ve içi boştur. Yapraklar ince ve dar parçalı, koyu yeşil renkli ve etlidir.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısmı meyveleridir. Meyveler eylül sonunda toplanır ve gölgede kurutulur. Meyvelerinde sabit ve uçucu yağ, pektin ve azotlu bileşikler vardır. Meyveler yatıştırıcı, mide ve bağırsak gazlarını önleyici olarak kullanılır. Hazımsızlık ve hıçkırığa da tesiri iyidir. Yaprakları da yemek ve salatalarda kullanılır. 

E

EBEGÜMECİ: Çiçekleri şifalı olan, yaprakları da sebze olarak yenilen, kendi kendine yetişen bir ottur. 20-70 cm. boyundadır. Mayıs-Ağustos ayları arasında çiçek açar. Yaprak ve çiçekleri taze iken kullanılır.
Kullanıldığı yerler: Göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Mide ve barsakların düzenli çalışmasını sağlar, kabızlığı giderir. Ateşi düşürüp, vücuda rahatlık verir. Boğaz ve bademcik iltihablarını giderir. Burun kanamasını durdurur. Diş eti hastalıklarını tedavi eder, mide ağrısını keser. 

EĞRELTİOTU: Türlerinin çoğunluğu tropik bölgelerde yetismektedir. Bugün yaşayanların çoğunluğu, çok yıllık otsu bitkilerdir. Kartal eğreltisi, Venüs saçı, erkek eğreltiotu, geyik dili, kaya eğreltisi memleketimizde bulunan eğrelti çeşitleridir. Bu eğrelti çeşitlerinden erkek eğreltiotu tıpta kullanılır.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısmı kökleri ve yapraklarıdır. Kökleri sonbaharda toplanıp, birkaç gün, havada sonra hafif ısıda kurutulur. Kökleri kalın, dişi siyah, içi beyazdır. Özel bir kokusu, tatlımsı ve kekremsi bir tadı vardır. Bileşiminde uçucu ve sabit yağlarla, reçine, nişasta ve etkin madde filisin vardır. Barsak parazitlerine karsı çok eski tarihlerden beri kullanılmaktadır. Toz veya hulasa halinde alınır. Müshil olarak yağı ilaçlarla verilmemelidir. Zira yağlar, ilaçtaki toksin maddelerin yayılmasını kolaylaştırarak şiddetli zehirlenmelere sebep olabilir. Tavsiye edilen miktarın dışına çıkmamalıdır.

F

FESLEĞEN: Haziran-Eylül ayları arasında, pembemsi veya sarımsı-beyaz renkli çiçekler açan, 20-40 cm. yüksekliğinde, bir bitkidir. Reyhan olarak da bilinir. Meyveleri oval şekilli, küçük ve parlak siyah renklidir.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısımları, taze çiçekli dalları ve tohumlarıdır. Uçucu yağ taşımaktadır. Bu yağ içinde estragol,linalol, cineol ve pinen vardır. Fesleğen midevi, yatıştırıcı ve barsaklarda gaz teşekkülüne mani olucu özelliklerinden dolayı % 1-2 lik çay halinde kullanılır. Uçucu yağda da ayni hassalar vardır.İdrar yolları hastalıklarına karşı tesirlidir. Tohumlarından öksürük kesici olarak istifade edilir. Baharat olarak salata ve çorbalarda kullanılır. Ete, balığa ve sosise konur. Süte ve hardala karıştırılır.Anadolu'da aroma vermesi için pekmez yapılırken içine konulur. Uçucu yağı parfümeride de kullanılır. Ayrıca öksürüğü kesici, hazımsızlığı ve baş dönmeleri giderici özelliği de bilinir. Arı sokmalarına karşı da faydalıdır. 

FINDIK: Kuzey yarımkürenin ılıman bölgelerinde yetişen, çalımsı veya alçak boylu, tek evcikli, erkek ve dişi çiçek ayrı ağaçta, ayrı yerlerde olan bitkiler.Genel olarak çiçekler yapraklardan önce açarlar. Dişi çiçeklerin çanak yapraklarından olgunlaşan fındıkların toplanması Temmuz ve Ağustos aylarındadır. Fındık ağacı türlere bağlı olarak çalı formunda olduğu gibi, 15-20 m.'ye kadar da boylanır. Kültür çeşitlerinin çoğu 3-4 m. boyundadırlar. Yurdumuzda yetiştirilen başlıca kültür çeşitleri; tombul fındık, sivri fındık, badem fındık, kan fındığı ve fosa fındığıdır.
Kullanıldığı yerler: İç fındığın bileşiminde ortalama olarak % 4'ü su, % 65,4'ü yağ, % 15,6 protein, % 2,6 selüloz, % 0,98 azotsuz ekstram maddeler ve % 1,55 kül vardır.Yağ ve proteinler bakımından önemli bir besin maddesidir. Fındık, vitamin bakımından da iyi bir kaynaktır. En fazla Vitamini bulunur. 100 gram iç fındıkta 0,54 mg B vitamini, ayrıca az miktarda A ve C vitaminleri de vardır. Zengin bir besin maddesi olan fındığın 1000 gramı 725 kalori sağlar. Bu özellikleriyle fındık, bedeni ve zihni yorgunlukları giderir. Vücuda kuvvet verir. Hamilelik ve variste de tavsiye edilir.
Fındık yağı: Böbrek ağrılarını giderir. Kum ve taş düşürülmesine yardımcı olur. Barsak solucanlarını düşürür. Mideleri rahatsız olanlar, damar sertliği olanlar veya yüksek tansiyondan şikayet edenler, çok az yemelidir. 

H

HAŞHAŞ: Yüzyıllardan beri ekilmekte olan bir kültür bitkisidir. Türklerin eski anayurtları olan Orta Asya'da haşhaş ziraatını yapmakta oldukları ve göçler ile bu kültürü etrafa yaydıkları düşünülmektedir. Etiler zamanında Anadolu'da haşhaş ekimi yapıldığı arkeolojik kazılarla ortaya çıkmıştır. Anadolu birçok coğrafik ve ekolojik haşhaş gruplarının toplandığı bir yerdir.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısımları ham meyvelerinin çizilmesi ile elde edilen afyon, kurutulmuş ham meyveler, yapraklar, tohumları ve tohumlarından elde edilen yağıdır. Haşhaş yaprağı elde edildiği alt türe ve gövdedeki yerine göre şekli az çok değişir. Bilhassa haricen kullanılan bazı merhemlerin bileşimine girer ve ağrı dindiricidir. Haşhaşbaşı, haşhaşın olgunlaşmasından, sütlüyken toplanan ve kurutulan, tohumları çıkarılan kapsül meyveleridir. Bileşiminde toplanma zamanına göre değişen afyon alkaloitleri vardır. Harici ağrı dindirici olarak, özellikle diş hekimliğinde kullanılır. Tohumlarının yağı ise, tohumları soğukta tazyik edilmesi suretiyle elde edilen yağdır. Soğukta elde edilen yağın bileşiminde asitler az, sıcakta elde edilen yağın ise asitleri fazladır. Soğukta elde edilen yağ, bazı merhemlerin bileşimine girer. Sıcakta elde edilen yağ, yemek yağı ve sanayide sabun yapımında kullanılır. İçerdiği zehirli maddeli dolayısıyla, hekim kontrolü ve tavsiyesi olmadan kesinlikle kullanılmamalıdır. 

HATMİ: Temmuz-Ağustos aylarında, pembemsi-beyaz renkli çiçekler açan, 50-150 cm. yüksekliğinde, çok senelik, otsu ve tıbbi bir bitkidir. Sulak çayırlar ve dere kenarlarında bulunur. Gövdeleri dik ve tüylüdür.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısımları yaprakları, çiçekleri ve köküdür. Yaprakları bitki çiçekliyken ve çiçekler tamamen açmadan toplanır ve gölgede kurutulur. Kökler ise yaşlı bitkilerden sonbaharda alınır, kabukları soyularak gölgede kurutulur.Yaprak, çiçek veya kökleri haricen ve dahilen göğüs yumuşatıcı olarak kullanılır. Çiçekleri gölgede kurutulup çay gibi demlenince göğsü yumuşatır ve öksürüğe iyi gelir. Dövülmüş hatmi taneleri vücuda sürülürse, sinek ve böcek ısırmalarını önler.

HİNDİSTANCEVİZİ: İdrar söktürür. Böbreklerdeki kum ve taşların düşürülmesine yardımcı olur. Mide ağrılarını giderir. 

I

IHLAMUR: Haziran-Ağustos ayları arasında beyazımsı-sarı renkli, hoş kokulu çiçekler açan, yüksek boylu ağaçtır. Genellikle ormanlarda tabii olarak bulunursa da, süs ağacı olarak park ve bahçelerde de yetiştirilmektedir. Meyveleri küre şekilli ve tek tohumludur.Ihlamur ağacı filizden iyi büyür. Azami bir sene yaşar. Ihlamurun, kış ıhlamuru, yaz ıhlamuru, kırmızı ıhlamur ve gümüşi ıhlamur gibi türleri bulunmaktadır.
Kullanıldığı yerler: Güzel kokulu çiçeklerinden dolayı ve bir gölge ağacı olarak yetiştirilir. Ihlamur çiçeği yatıştırıcı, idrar verici, göğüs yumuşatıcı ve balgam söktürücü olarak çay halinde kullanılır. Ihlamur çiçeği banyosunun da yatıştırıcı bir özelliği vardır. Balla karıştırılıp içilirse mide ülserine faydalıdır. Kan dolaşımını düzenler. 

ISIRGAN: Mayıs-Ağustos ayları arasında çiçek açan, 20-100 cm. boyunda, viranelik, yol kenarları ve duvar diplerinde bulunan bir senelik tek evcikli otsu bir bitkidir. Meyveleri esmer renkte ve fındıksıdır. Tohum, yağ ihtiva eden bir besi dokuya sahiptir. Kullanıldığı yerler: Taze ve güneşte kurutulmuş dalları kullanılır.Yapraklarında formik asit ve nitratlar bulunmaktadır. Bu bitkinin yakıcı tüylerinde formik asit bulunduğu birçok yerlerde kayıtlı ise de tüylerin taşıdığı usarede asetilkolin ve histamin vardır. Eskiden romatizma ve siyatikte kullanılırdı. Yapraklarından hazırlanan infüzyon saç dökülmesine karşı tatbik edilir. Köklerinden sarı renkli boya elde edilmektedir. Ayrıca, aybaşı kanamalarını düzenler, balgam söktürür. Burun kanamasını keser. 

K

KABAK: Bir yıllık, sürünücü otsu bir bitki. Gövdeleri tüylü sürünücü olup, silindir biçimindedir. Kökleri uzun ve iğ şeklindedir. Meyve kabuğu ince veya kalın, yumuşak veya serttir. Meyveleri çok tohumludur. Kabak, bir sıcak ve mutedil bölge bitkisidir. Memleketimizde birçok kabak türü ve bunların varyeteleri ekilmektedir. Bilhassa sakız kabağı ve kestane kabağı veya helvacı kabağı önemli olup tıbbiolarak da kullanılmaktadır.
Sakız kabağı: Meyveleri silindir veya yumurtamsı olup, kalın ve sert kabukludur. Beyaz etli, bir kabaktır. 25 cm. kadar uzunluktadır.
Kestane kabağı-Helvacı kabağı: Meyveleri basık küremsi, saplı, ince kabukludur. Pişirildiğinde kabukları yumuşar ve zar gibi soyulur. Kırmızı etli kısmında şekerli ve nişastalı maddeler vardır. Yemeği ve tatlısı yapılır.
Kullanıldığı yerler: Her iki türün tıbbi olarak kurutulmuş tohumları kullanılır. Tohumlarında sabit yağ ve peporesin vardır. Tohumları (çekirdekleri) tenya ve kurt düşürücü olarak bilhassa çocuklarda kullanılmaktadır. Tohumlar diş kabuklarından ayrılarak dövülür, şekerle karıştırılarak verilebilir. Ortalama doz çocuklarda 40 gr. büyüklerde takriben 100 gr.'dir. Kabak çok besleyici özelliktedir C ve B1 vitamini ihtiva eder. Pişirilen etli kısmı yiyecekten başka çıban ve sis yerlere lapa olarak da tatbik edilir. Diğer kabak çeşitleri:
Bal kabağı: Kestane kabağının bir cinsidir. Eti sarıdır.
Lif kabağı: Meyvelerinin iletim demetleri şık bir ağ teşkil eder. Bu şebeke, meyve soyulup kurutulduktan sonra, sünger gibi kullanılır. Su kabağı: Meyvelerinin yarısı şişkin, yarısı dardır. Bu sebepten su kabı olarak veya ortadan boyuna kesilip kurutulduktan sonra maşrapa seklinde kullanılmaktadır.
Dikenli kabak: Vatanı Orta Amerika olan, memleketimizin güney bölgesinde yetiştirilen çok yıllık bir bitkidir. Meyveleri etli ve büyük bir armut seklinde, beş dilimlidir. İçinde bir büyük tohum vardır. Meyveleri pişirildikten sonra sebze olarak yenir. 

KAHVE: Vatanı Afrika olan fakat bugün tropikal bölgelerde yetiştirilen küçük boylu ağaç ve ağaççıklar. Kışın yapraklarını dökmez, çiçekleri beyaz, meyveleri 1-2 tohumlu olup kırmızıdır. Yabani olarak yetişen kahve ağaçlarının boyları 5-7 m. olduğu halde kültür olarak yetiştirilenlerin boyları 2-3 metreyi geçmez. Kahve ağaçlarının en iyisi Arabistan'da yetişenidir. Kahve, insanlar tarafından ilk olarak Habeşistan'da 3. yüzyılda yetiştirilmeye ve kullanılmaya başlanmıştır. On sekizinci yüzyılda Mekke'ye hacca giden Habeşistanlılar, kahveyi Arabistan'a ve bütün Müslüman alemine tanıtmışlardır. Böylece Müslümanlar tarafından bilinen ve kullanılan kahve, Osmanlılar zamanında Avrupa'da görevli elçiler yoluyla önce Venedik, İngiltere, Fransa'ya daha sonra da, bütün batı devletlerine tanıtılmıştır. Kahve, en çok Habeşistan, Libya, Brezilya, Meksika, Hindistan, Arabistan ve Orta Amerika'da yetiştirilir. Kullanıldığı yerler: Kahve çekirdeklerinin kavrulup dövülmesinden ve sıcak suyla kaynatılmasından meydana gelen içecek "kahve" olarak bilinir. Kahvenin bileşiminde en önemli olarak kafein alkoloidi vardır. Kafeinin az miktarının damarları genişletmek suretiyle uyarıcı etkisi vardır.Kalbi kuvvetlendirir, sindirimi kolaylaştırır, böbrek damarlarını genişleterek idrarı çoğaltır, solunumu hızlandırır. Kanı beyne çekerek, beynin faaliyetini arttırır ve narkotiklerle zehirlenmelere karşı kullanılır. Fazla miktarda alındığında uyarıcı etki fazlalaşır, kalbin çarpıntısını arttırır, kulakların uğuldamasına sebep olur. Çok fazla alınırsa ölümle sonuçlanır. Kahvede az miktarda protein, yağ ve sakkaroz bulunur. Kahve, ya çekirdek olarak veya çekilmiş olarak (kavrulup-öğütülmüş) olarak satılır. Kavrulup öğütülmüş kahve çabuk bayatladığından, daha çok çekirdek kahve tercih edilir. 

KARNABAHAR: Lahananın bir çeşidi. Lahanada yapraklar sebze olarak kullanıldığı halde, karnabaharda yenilen kısım genç çiçek tomurcukları ile çiçek durumu eksenidir. Karnabahar beyaz renkte bir sebzedir. Bunun sebebi de çiçek durumunun büyük örtü yaprakları ile kapalı kalmasındandır. Fosfor ve vitamin bakımından zengindir.
Kullanıldığı yerler: Zihin yorgunluğunu giderir. Afrodizyak özelliği vardır. Cinsel gücü artırır. Sinirleri kuvvetlendirir. İdrar söktürür. Dalak hastalıklarına iyi gelir. Şeker hastalarına faydalı olduğu bilinir. 

KARPUZ: Memleketimizde meyve olarak çok yetiştirilen, alaca yeşil, sert kabuklu büyük meyveler veren, bir yıllık otsu bir bitkidir. Daha çok Akdeniz bölgesi ülkelerinde yetişen bir bitkidir. Anavatanı Afrika'dır. Eski Mısırlılar zamanında karpuzun yetiştirildiği tespit edilmiştir. Karpuz, mutedil iklimlerden hoşlanır, kumlu-killi, derin ve serin toprakları sever. Olgun karpuzlar tin-tin eder, kurumuş sapı kolayca kopar, ağırlıkça hafiftir. Karpuzlar renk, şekil ve yetiştiği yere göre isim alırlar:
Kullanıldığı yerler: Tatlı, sulu, şifalı, ferahlatıcı bir meyve olan karpuz, vücuttaki toksinleri temizler ve böbrekteki kumları eriterek sıhhat ve zindelik kazandırır. Karpuzun keleklerinden turşu yapılır. Ayrıca kemik gelişimine de yardımcı olur. 

KATIRTIRNAĞI: Baklagiller familyasından, dik duran çalı halinde, her zaman yeşil olan, odunsu bir bitkidir. Genç sürgünleri narin yapılıdır. Üzerinde çok sayıda yaprak bulunur, ya da yapraksızdır. Çiçekleri sarıdır.
Kullanıldığı yerler: İdrar ve balgam söktürür. Hazmı kolaylaştırır. Böbrek ve safrakesesi taslarının düşürülmesine yardım eder. Mesane hastalıklarını tedavi eder. Romatizmada faydalıdır. Kabızlığı giderir. Kalp hastalıklarında kullanılır.

KAVUN: İlkbaharda küçük sarı çiçekler açan, yıllık, sürünücü, otsu bir yaz meyvesidir. Kavunun ana yurdu Orta Asya'dır. Dünyanın tropik ve ılıman bölgelerinde kültür olarak ziraatı yapılmaktadır. Dünyaca meşhur kantalup kavununun esas vatanı Van ve Diyarbakır bölgesidir. Ancak 16. yüzyılda İtalya'da görülmüş olan bu kavun çeşidi Roma yakınındaki Cantalupa'da yetiştirildiği için batıda "kantalup" kavunu olarak anılmaktadır. Avrupa'da en çok tutulan bir kavundur. Memleketimizde de bir hayli kavun çeşidinin ziraatı yapılmaktadır. Trakya ve İstanbul bölgesinde yetiştirilen "topatan" kavunu, ince ve sarı kabuklu olup dayanıksızdır. Bu bölgede yetiştirilen "çitli" denilen kavun kısa dayanıklıdır. Ege bölgesinde bilhassa Manisa ve havalisinde "Kırkağaç" kavunu ziraatı oldukça yaygındır. Dayanıklı ve çok leziz olan bu kavunlar aynı zamanda ihraç da edilebilmektedir. Kırkağaç kavunundan üretilen çeşitleri "hasan bey, altınbaş, dilimli ve hallaç" gibi mahalli isimler almaktadır. Olgunlaşmadan koparılan kavuna "kelek" adı verilmektedir. Daha çok turşu yapımında faydalanılır.
Kullanıldığı yerler: Kavun meyve olarak çok yenildiği gibi tohumları da tıbbi olarak kullanılmaktadır. Olgun kavunların çekirdekleri kurutulur. Çekirdekler halk tababetinde öksürüğe karşı (çekirdekleri suda, suyu yarıya ininceye kadar kaynatılıp içilmesiyle) kullanılır. Ayrıca kavun, sinirleri yatıştırır, böbreklerdeki kanı temizler, taşların düşürülmesine yardımcı olur. Barsaklarda ülser ya da iltihab olanlarla, şeker hastaları ve yüksek tansiyonu olanlar yememelidir. 

KEKİK: Bedeni kuvvetlendirir. Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı giderir. Kalp çarpıntılarını keser. Yemeklerin bozulmasını önler. Barsak iltihaplarını iyileştirir. Salgı bezlerini düzenler. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Afrodizyak etkisi vardır. Tansiyonu geçici olarak yükseltir. Hastalıklara karşı direnç verir. Öksürük, bronşit ve astımda faydalıdır. Kekik suyu ile banyo, romatizma ağrılarını dindirir. Kandaki şeker miktarını azaltır. Hamileler ve guatr'ı olanlar kullanmamalıdır.

KEREVİZ: Vatanı Güney Avrupa'dır. Kereviz, mutedil-serin, deniz havası alabilen rutubetli yerlerde, kumlu, humuslu topraklarda iyi yetişir. Soğukta donar. Fazla sıcakta kalitesini bozar.
Kullanıldığı yerler: Kerevizin hususi kokusu dolayısıyla yaprakları, turşu ve çorbalara konur. Besin değeri çok yüksek olmamakla beraber besleyicidir. Kereviz pişirilerek yendiği gibi, olgunlaştıktan sonra çiğ olarak da yenilebilir. Ayrıca kerevizde B vitamini, demir ve kireç vardır. Kereviz unutkanlığı ve sinir yorgunluğunu giderir, idrar söker, böbrek taş ve kumlarının düşürülmesine yardım eder, kan ve süt yapar, karaciğeri temizler. Şeker, yüksek tansiyon ve romatizma da da faydalıdır. 

KESTANE: Daha çok Akdeniz çevresi memleketlerinde yetişen, kupulası dikenli veya çengelli dikenli, küre şeklinde ve nişastaca zengin meyveleri olan ağaçlardır. Yeşil ve dikenli olan meyvenin dış kabuğunun içinde kahverengi kabuklu, yenebilen ve aslında birer tohum olan birkaç tane meyve bulunur. Bu meyvelere kestane denir. Kestane, tazeyken buruk ve acımsı tattadır. Diş kabukları sararıp çatladıktan sonra toplanır. Dikenli olarak diş kabuğu (kupulasi) sopalarla dökülerek temizlenir. Kestane bir süre toprakta veya toprağa gömülü bırakılırsa daha tatlılaşır.
Kullanıldığı yerler: Kestane; nişasta, sakkaroz, protein ve tanen ihtiva eder. Daha çok, pişirilerek yenir. Kabuklarının suda kaynatılması ile elde edilen çay, ateş düşürür ve sinirleri yatıştırır. Meyvesi kasları kuvvetlendirir. Kan dolaşımını düzenler. Karaciğer yorgunluğu ve şişliğini geçirir. Kansızlığı giderir. Damar sertliği ve yüksek tansiyondan şikayet edenlerle, seker hastaları yememelidir. 

L

LAHANA: Sarı veya beyaz çiçekli, yıllık, iki yıllık ve çok yıllık, çoğu Akdeniz çevresi memleketlerinde yetişen ve yetiştirilen bir kış sebzesi. Mutedil-serin, sisli, yağışlı, rutubetli iklimleri sever. Fazla sıcak ve kuraklık, lahananın göbek bağlamasını güçleştirir, yaprakları sertleştirir. Killi, derin, serin ve kuvvetli toprak ister. Azotlu gübrelere ihtiyacı fazladır. Lahana, çoğu Avrupa ülkelerinde yaygın olarak yetiştirilir. Eskiden beri, kışın sebze olarak yenilir. Kış soğuklarına oldukça iyi dayanabilen bir bitkidir.
Kullanıldığı yerler: Lahananın çeşitli tipleri pişirilerek yenildiği gibi pişirilmeden salata yerine yahut turşusu yapılarak yenir. Kalori bakımından pek zengin olmamakla beraber, vitamince zengindir. A,B,C vitaminleri bol bulunur. Lahana tohumları kurt düşürücü ve idrar söktürücü olarak kullanılır. Tohumlarından kolzayağı elde edilir. Ayrıca, haşlanarak yenilirse mide ve barsak yaralarını yumuşatır. Vücudu hastalıklara ve özellikle kansere karşı korur. Ses kısıklığını giderir. Guatr'ı olanlar yememelidir. 

LİMON: Mart-Ekim ayları arasında beyazımsı-pembe renkli, güzel kokulu çiçekler açan, 3-5 m boylarında, kışın yapraklarını dökmeyen küçük boylu ağaçlar. Vatanı Çin olup, Akdeniz bölgesinde geniş çapta yetiştirilir. Onuncu asırda Araplar tarafından Avrupa'ya getirilmiştir. Meyveleri oval şekilli, açık sarı renkli, üzeri parlak ve kabarcıklı, özel salgı cepleri olup, asitli bir özsuyu vardır. Tohumları oval şekilli, sarımsı renkli ve acı lezzetlidir.
Kullanıldığı yerler: Limonun meyve kabuğu, limon esansı ve usaresi kullanılır. Limon kabuğunda uçucu yağ, hesperidin acı madde ve tanenli maddeler vardır. İştah açıcı ve sindirim kolaylaştırıcı olarak kullanılır. Taze meyve kabuklarını sıkmak suretiyle limon esansı elde edilir. 1500-3000 limondan 1 kg kadar esans elde edilir. Yeşil olanlar sarı ve olgun olanlarından daha fazla esans verir. Bileşiminde uçucu yağ vardır.parfümeri ve sabun yapımında koku ve lezzet vermek üzere bazı preparatlarin bileşimine girer. Limonun pulpa kısmı (iç kısmı) sekerler, vitamin C ve sitrik asitler ihtiva etmektedir. Limon suyu, ateşi ve tansiyonu düşürür. Kanı temizler. Susuzluğu giderir. Damar sertliği ve romatizmada faydalıdır. Cildi güzelleştirir. Dişleri beyazlatır ve dişetlerini kuvvetlendirir.

M

MANTARLAR: Boy, biçim ve bölge bakımından büyük değişiklikler gösteren, yüz bin kadar çeşidi olan bir bitkidir. Karada ve tatlı sularda yaşarlar. Genel yapıları: Mantarlar genel olarak klorofilsiz ve renksiz organizmalardır. Yüksek mantarlar bazı renk maddelerini ihtiva edebilirler. Şekil bakımından en ilkelleri çıplak ve amipsidir. Bir kısmı tek hücrelidir. Mantar ipliklerine hif, bu hiflerin teşkil ettiği topluluğa da misel veya miselyum denir.
Metabolizma: Mantarlar saprofit (çürükçül) veya parazit olarak yasayan heterotrof (diş beslek) organizmalardır. Yedek besin olarak glikojen ve yağ meydana gelir, nişasta yoktur.
Yayılışları: Mantarlar tabiatta çok yaygın bulunurlar. Dünya üzerinde 60.000 kadar mantar çeşidi vardır. Tatlı sularda ve karada, nadiren denizlerde yasarlar. Bir kısmı insan, hayvan ve bitkiler üzerinde parazit olarak yaşayıp hastalık meydana getirirler. Toprakta bulunan diğer bir kısım mantarlar da organik maddelerin parçalanmasında rol oynayarak bitkilerin beslenmesine yardim ederler. Bunun yanında birçok besinin bozulmasına da sebep olurlar. Karada yaşayan yüksek mantarların çoğu "mantar" adı altında bilinir, şapkalı olan bir kısmı yenir, bir kısmı ise zehirli olup, önemli zehirlenmelere yol açar. 
Bazidli mantarlar: Bu sınıfta da bitkilerde hastalık meydana getiren mantarlarla, yenebilen ve insanlar için çok zehirli olan mantarlar bulunmaktadır. Bu grubun en önemli mantarları karada ve bilhassa ormanlarda yaşayan şapkalı mantarlardır. Şampiyon, kuzu kulağı gibi mantarlar, yenebilen kıymetli mantarlardır. Sinek mantarı(Amanita muscaria) gibi bir kısım mantarlar ise çok zehirlidir. Mesela sinek mantarı zehirli alkaloitler taşır. Mantar yendikten bir kaç dakika veya bir kaç saat sonra zehirlenme belirtileri görülür. Mantarda bulunan alkaloitler sinir sistemine etki yaptığından, hastanın kalp hareketleri, nabzı yavaşlar, bulantı, kusma, terleme, salya akması ve gözyaşı, sulu ishal ve deliliğe yakın bir sarhoşluk görülür. Mide, barsak, karaciğer ve böbrekler çok zarar görür. Hastada su ve elektrolit dengesi bozulur, idrar çok azalır. Eğer mantar çok yenmişse hasta zamanla ağırlaşır ve ölür. Eğer zehirlenme erken anlaşılırsa, ilk yardım olarak ılık tuzlu su içirilir, kusturulur ve birkaç defa tekrarla midesi yıkanırsa hasta kurtulabilir. İlk yardımdan sonra hastaneye kaldırılıp atropin tedavisi yapılır, serum verilir. Hastaya aktif kömür, toz kahve, çay ve bir pürgatif verilir. İlk günlerde karbonhidratça zengin, proteince fakir yiyecekler verilir. Hastaya hiçbir zaman alkol verilmez. Bazen 1-2 mantar ergin bir insani bir günde öldürmeye yeterli olabilir. Zehirli ve yenen mantar arasındaki ayrıntıyı kesin olarak kolayca ayırt edebilecek bir metot yoktur. Kırdan toplanan mantarların yenebilmesi için mantarın çok iyi tanınması gerekir. Aksi halde yenmemelidir. Kültür mantarları tercih edilmelidir. Mantar toplamak, yetiştirmek özel bilgi ve tecrübeyi gerektirir. Çünkü zehirsizler yanındaki tek zehirli mantarın birlikte pişmesi, hepsine bulaşması demek olacağından çok dikkatli davranılmalıdır. Halk arasındaki yaygın olan, zehirli mantarın herhangi bir gümüş eşyayı kararttığı görüşü tamamen yanlıştır. Zehirli mantarlar genellikle renk ve şekil bakımından çok ilgi çekici olurlar. Mantarların zehirli olup, olmadıklarını bazı belirtilerinden anlama imkanı varsa da toplarken çok dikkatli davranmak gerekmektedir. Yurdumuzdaki bazı mantarlar:
Çayır mantarı: Zehirli türü de olan bu mantara dikkat etmek gerekir. Şemsiye şeklinde, açık kahve renklidir.
Şeytan mantarı: Kesildiğinde önce kırmızı, sonra mavi olan bu mantar oldukça zehirli bir türdür. Sapı karınlı ve sarıdır. Altında koyu kırmızı karışık çizgiler vardır.
Kuzu mantarı: Çoğunlukla zehirsizler sınıfına giren kuzu mantarı, uzun külah biçimli, sarı ve koyu renklidir.
Mercan mantarı: Üzerlerinde beyaz, sarı, pembe tomurcukları olan bu mantarın parmak biçimli çıkıntıları vardır ve zehirsizdir.
Kurt mantarı: Zehirli mantarlar sınıfından olan bu tür, beyaz sert düğme görünüşünde olup, akarsu ve yol kenarlarında yetişmektedir.
Mantar, pişirildiği gün hemen yenilmelidir. Mantarı pişirmek için bilhassa emaye, ateşe dayanıklı cam veya porselen kaplar kullanılmalı, mantar kesinlikle alüminyum tencerede pişirilmemelidir. Pişirilecek mantarları çok iyi temizlemek, başındaki yapışkan deriyi çekip çıkardıktan sonra sapını keskin bıçakla kazımak gerekir. Bol suda yıkanan mantarlar, bir peçete üzerine birbirinden ayrı duracak şekilde sıralanıp, iyice süzülmesi beklenir. Daha sonra ince doğrayarak pişirmelidir. Mantarı pişirirken tadının kaybolmaması için yalnızca tuz, karabiber ve kıyılmış taze maydanoz konulur. Kullanıldığı yerler: Mantar etin yerini tutar. Protein değeri etten daha fazladır. Yorgunluğu giderir. Düşünme ve öğrenme yeteneğini geliştirir. Kansızlığı giderir. Bedenin gelişmesine yardımcı olur. Romatizma ve üremi olanlar yememelidir.

MAYDANOZ: Ağustos-Eylül ayları arasında, beyaz renkli çiçekler açan, kazık köklü, 30-100 cm. boylarında, iki yıllık otsu bir bitki. İlk yıl bir yaprak rozeti, ikinci yıl ise bir gövde meydana getirir. Rutubetli ve sulak toprakları sever.
Kullanıldığı yerler: Kökü ve yaprakları kullanılır. Yapraklarda uçucu yağ ve glikozit, köklerinde ise uçucu yağ, şeker ve glikozit vardır. Yapraklar vitamin (A,C,K) bakımından zengindir. Yapraklar idrar söktürücü ve tansiyon yükseltici olarak kullanılır. Ayrıca, İltihaplı yaraların iyileşmesine yardim eder. aybaşı sancılarını keser. Yüksek tansiyonu düşürür. Kansızlığı giderir. Kansere karşı korur. Mide ve barsaklarda gaz birikmesini önler. Afrodizyak özelliği vardır. Görme gücünü artırır. Kök de aynı özelliklere sahiptir. Taze yapraklar, papağan ve diğer kuşlar için tehlikelidir 

MAZI: Yaprakları ve kozalağı kullanılır.
Kullanıldığı yerler: Yaprakları siğilleri yok etmekte kullanılır. Kozalağından barsak kurdu düşürücü ilaç yapılır. Gebe kalmayı önlemek için kullanılır. Bazı zehirlenmelerde panzehir olarak kullanıldığı bilinir. 

MERSİN: Mayıs-Haziran ayları arasında, beyaz renkli çiçekler açan, 1-3 m boylarında, kışın yapraklarını dökmeyen, güzel kokulu ağaççık. Meyveleri nohut büyüklüğünde, morumsu siyah renkte ve çok tohumludur.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin yaprakları, çiçekli dalları ve yapraklarından elde edilen uçucu yağ (Mersin esansı) kullanılır. Yaprak ve meyveler kabız, mikrop öldürücü, iştah açıcı, kan dindirici, antiseptik ve haricen yara iyi edici olarak kullanılır. Taze yapraklarından, su buharı distilasyonu ile Mersin esansı elde edilir. Bu esans renksiz, akıcı, özel kokulu ve yakıcı lezzetlidir. Takriben 100 kg. yapraktan 300 gr. esans elde edilir. Mirtenol, sineol ve terpenler ihtiva ederler. Gıda ve parfümeri sanayiinde kullanılan önemli bir ilkel maddedir. Memleketimizde şeker hastalığına karşı da (günde 10 damla) kullanılır. Mersin meyveleri uçucu yağ, tanen, şekerler ve organik asitler ihtiva eder. Bu meyveler yemiş olarak, kabızlık giderici ve antiseptik olarak kullanılır. 

MUZ: Tropik ve subtropik bölgelerde yetişen veya yetiştirilen, ağaca benzeyen, 2-3 m boyunda, mor çiçekler açan, meyveleri lezzetli ve nişastaca zengin olan otsu bitkiler. Muz meyveleri çekirdeksiz üzümde olduğu gibi dişi çiçeklerden döllenmeksizin meydana gelir. Meyveleri "hevenk" adını alan büyük salkımlar halindedir. Ağaçlarda bir hevenk üzerinde 50-100 kadar meyve bulunabilir. Muzlar olgunlaşmadan koparılır. Böylece bir müddet saklanabilmesi mümkün olur. Muz ağaçları, tropikal bölgelerde serin ve rutubetli olan gölgeli yerleri severler. Muzun tropik bölgelerde yetiştirilen çeşitli türleri vardır.
Kullanıldığı yerler: Nişasta bakımından zengin olan meyveleri olgunlaştıktan sonra çiğ olarak yenir. Çiğ olarak yenmeyen meyveleri, un imalinde kullanılır. Muz ayrıca, Kemik gelişimini sağlar, sinir zafiyeti ve yorgunluğu giderir. Böbrek ve mafsal iltihabında, barsak hastalıklarında faydalıdır. Kabızlık çekenler fazla yememelidir.

N

NAR: Haziran-Temmuz aylarında kırmızı renkli çiçekler açan, iki ile beş metre boylarında agaççıklar. Çanak yaprakları kırmızı renkli, dökülmeyen ve etlidir. Meyveleri küre şeklinde ve portakal büyüklüğünde, önceleri yeşil, olgunlukta kırmızımsı renkte, derimsi kabuklu, çok tohumlu ve etlidir. Meyvenin yenen kısmı, tohumlarının etli ve bol usareli olan kabuğudur.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin tohumları meyve olarak yenildiği gibi, gövde-kök ve dal kabukları ile meyve kabuğu da tıbbi olarak kullanılır. Kök ve gövde kabuğu tanen, nişasta ve alkaloitler taşır. Nar meyvesi kabuğu tanen, triterpenler ve az alkaloitler ihtiva eder. Nar ağacı kabuğu çok eskiden beri bilhassa barsak şeritlerine (tenyalara) karşı kullanılır. Yalnız zehirlenmelere yol açabileceğinden dikkatli olunmalıdır. 

O

OKALİPTÜS: Haziran-Temmuz ayları arasında, mor renkli çiçekler açan büyük ağaçlardır. Yaprak şekli bitkinin yaşına göre değişir. Ana vatanı Avustralya olan bu ağaç, halk arasında sıtma ve kının ağacı olarak da tanınmaktadır. Anadolu'ya ilk defa, Muğla vilayetinin Fethiye kazasında Dalaman'da bir çiftlik kuran Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa tarafıindan, süs ağacı olarak sokulmuştur. 1830'a doğru Avustralya'dan Italya'ya getirilen çesitli cins okaliptüslerin kış olması dolayısıyla çoğunluğu kuruduğundan bu ağacın yumusak iklimde yaşamadığı kanaatine varıldı. 1852'de Cezayir'de tekrar denendi. Daha sonra da Kuzey Afrika ve Güney Avrupa'da denenerek sıcak yerlerde yetiseceği anlaşılmıştır. Okaliptus ağaçları, çok yüksek olan kabiliyeti, fazla miktarda toprak suyunu alıp havaya vermesi sayesinde bataklık yerlerin kurutulmasında insanlığa olan hizmetlerinin tanınmasından sonra yalnız Avustralya'da olan gelişme alanı kısa bir zamanda çok genişlemiştir.
Kullanıldığı Yerler: Taze yapraklarının su buharı ile distillenmesi suretiyle elde edilen okaliptus, muhtelif cila, kafuru, çam sakızı ve zamk, yine bir nevi vernik olan kokulu reçine imalinde kullanılmaktadir. Öksürüğü keser, boğaz ve burun iltihaplarını giderir. İdrar yollarını temizler. Haricen deri üzerine sürülmek suretiyle antiseptik olarak da kullanılır. Okaliptus yaprakları doğrudan doğruya kaynatılarak kullanıldığı gibi, yağının tıpta da pekçok faydaları vardır. Yapraklar nefes darlığı, kabız, balgam söktürücü olarak, haşere sokmalarına, her nevi ateşlenmeye, nezle, bronşit, romatizma, şeker gibi hastalıklarda, yağ veya ekşitilerek sirke, toz sabun, pudra ve macun şeklinde kullanılır.

P

PATATES: Boyu 60-80 cm.'ye varan, beyazımsı-pembemsi çiçekler açan, yumruları hariç zehirli otsu bitkiler. Bitkinin toprak altında kalan yumruları "patates" olarak bilinir. Bu yumrular nişasta bakımından zengin olduğundan önemli bir besin maddesidir. Bitkinin toprak üstü kısımlarında zehirli alkoloitler bulunmasına karşılık yumruları zehirli değildir. Ancak çimlenmis patateslerde de bu alkoloitler teşekkül ettiğinden zehirlenmelere sebebiyet vermektedir. Zehirlenme belirtileri sindirim sistemi bozuklukları, bol terleme ve halsizlikle kendini gösterir. Patates yumrularında bulunan nişasta taneleri yumurta veya armut şeklinde olup, 70-100 mikron büyüklügünde tanelerden ibarettir. Patates, dıs kabuk rengine göre sarı ile kırmızı, etine göre beyaz ve sarı olarak ayrılır. Sarı patates makbuldür. Memleketimizde Adapazarı'nın patatesi meşhurdur. Bunun yanında Niğde, Kayseri ve Ege bölgesinde çok yetiştirilmektedir.
Kullanıldığı yerler: Patateste nişastadan başka belli bir oranda protein de vardir. Nişasra % 20, protein % 2, besin değeri 95 kaloridir. Şeker hastalarına faydalıdır. Susuzluğu giderir. Mide ve onikiparmak barsağı ülserinde yararlıdır. Karaciğer şişliğini giderir. Barsak solucanlarının düşürülmesine yardımcı olur. Damar sertliğinde faydalıdır. Sert bir şey yutulduğu zaman yabancı maddenin vücuda zarar vermeden çıkartılmasını sağlar. 

PATLICAN: Sebze olarak yenilen, mor renkli, uzunca silindirik veya yuvarlak bir yaz sebzesidir. Vatanı tropik Hindistan'dir. Sıcak memleketlerde yetiştirilir. Orta ve kuzey Avrupa'da çok az tanınmış olmasina rağmen, memleketimizde yazın çok yaygın yenen bir sebzedir. Patlıcanın uzunca olanlarına daha çok kemer patlıcanı, yuvarlak olanına tophane veya bostan patlıcanı adı verilir. Patlıcanın az çekirdekli veya çekirdeksiz ve eti yumuşak olanı makbuldür. Çeşitli yemekler ve turşusu yapılır. Özellikle zeytinyağlı yapılarak yenmesi tavsiye edilmektedir.
Kullandığı yerler: Kansızlığı giderir. Karaciğer ve pankreasin düzenli çalışmasını sağlar. Kilo vermeye yardımcı olur. Böbrek yanmaları ve ağrılarını keser. Sinirleri yatıştırır. Kalp çarpıntılarını giderir. Cilt hastalıkları, şeker, mide, barsak ve karaciğer hastalıkları aşırı derecede olanlar yememelidir. 

PELİNOTU: Temmuz-Ağustos ayları arasında sarı renkli çiçekler açan, 40-100 cm. boylarında, az çok tüylü, kokulu, çok yıllık otsu bir bitkidir. Daha çok kayalık ve kurak yerlerde yetişir. Yaprakları parçalı, grimsi beyaz renklidir.
Kullanıldığı yerler: Çiçekli dalları çiçeklerin açılması esnasında toplanarak gölgede kurutulur. Uçucu yağ ve acı maddeler taşır. İştah açıcı, kuvvet verici, idrar arttırıcı, ateş düşürücü ve kurt düşürücü etkileri vardir. Yüksek dozlarda zehirlenmeler yapar. Toz olarak günde (% 1-3'lük) 2-3 bardak içilebilir. 

PIRASA: Kök ve gövdesi toprak altında bulunan, sarmısağa benzeyen bir kış sebzesidir
Kullanıldığı yerler: Sebze olarak yemeği yapılır. Besin değeri soğana göre azdır. Şurubu göğsü yumuşatır, öksürüğü keser. Mide rahatsızlıklarına iyi gelir. Üremi ve idrar tutukluğunda faydalıdır. Sinirleri kuvvetlendirir. Kabızlığı giderir. Pırasa suyu, yüzdeki sivilce ve lekelere faydalıdır. Arı sokmasında da kullanılır. 

R

REZENE: Haziran-Ağustos ayları arasında sarı renkli çiçekler açan bir buçuk-iki metre boylarında iki yıllık kokulu otsu bitkiler. Yaprakları saplı ve tüysüzdür. Bitkinin gövdeleri dik, içleri boş silindir şeklinde ve tüysüzdür. Meyveleri silindir şeklinde tüysüz ve yeşilimsi esmer renktedir. Tohumları protein ve yağ bakımından zengin bir besi dokuya sahiptir. Birçok çeşidi vardır. Daha çok kayalık ve kurak yerlerde yetişir.    Türkiye'de yetiştiği yerler: Ege ve Akdeniz bölgesi.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin kullanılan kısımları meyve, kök ve yapraklardır. Rezene meyveleri şeker, nişasta, tanen, sabit ve uçucu yağlar taşır. Midedeki gazı giderici, süt çoğaltıcı ve yatıştırıcı (müsekkin) olarak çay veya toz halinde kullanılır. Yaprakları yara iyi edici, kökü ise idrar arttırıcıdır. Boğmaca, dalak hastalıkları ve idrar zorluğunda faydalıdır. 

ROKA: Bir veya iki yıllık otsu bitkiler. Yapraklar toplu, dişli kenarlı ve tüylüdür. Çiçekler sarımtrak veya beyazımtrak olup, üzerleri morumsu damarlıdır. Sebze olarak bahçelerde yetiştirilir. Sert kokulu ve baharatlı bir bitkidir. Kök ve tohumdan üretilir. Bol sulak yerlerde yetişir.
Kullanıldığı yerler: Bitkinin yaprakları yakıcı, lezzetli bir uçucu yağ ihtiva eder ve C vitamini taşır. C vitamini miktarı oldukça yüksek olup, 100 gram taze yaprakta takriben 150 mg. kadar bulunur. Roka yaprakları daha çok sonbahar ve kış aylarında salata olarak kullanılır. İştah açıcı, uyarıcı, kuvvet verici ve öksürük kesici özelliği vardır. Tohumları da aynı etkileri gösterir. Afrodizyak özelliği vardır.

S

 
SAFRAN: Eylül-Ekim ayları arasında, mor renkli ve hoş kokulu çiçekler açan 15-30 cm. boylarında, soğanlı, otsu bir bitki. Etli ve yuvarlak 2-3 cm. çapında bir soğanı vardır. Üretimi de bu soğanlarla yapılır. Safran, Hititler döneminden beri Anadolu'da bilinmekte ve ilaç olarak kullanılmaktadır. Grekler döneminde de Batı Anadolu'da oldukça ticareti yapılmıştır. Osmanlılar döneminde de önemini koruyan bir ihraç ürünü olmustur.
Kullanıldığı yerler: Kırmızı renkli boya maddeleri, şekerler, uçucu ve sabit yağlar ihtiva eder. Sinir sistemini uyarıcı, istah açıcı, adet söktürücü, koku ve renk verici olarak kullanılır. Toz halinde iştah açıcı ve midevi olarak kullanılabilir. Fazla miktarda kullanılmamalıdır. Hamileler kesinlikle kullanmamalıdır. 

SARMISAK: Temmuz-Ağustos ayları arasında beyaz veya pembemsi renkli çiçekler açan, 20-100 cm. boylarında çok yıllık otsu bir bitki. Sarımsak diye de tabir edilir. Vatanı Orta Asya'dır. Toprak altında büyükçe bir soğanı bulunur. Yaprakları uzun, yassı, buğday yaprağı gibidir. Sarmısağın soğan kısmı beyazımsı renkli olup, soğancık veya dişlerden meydana gelir. Soğancıkların hepsi bir arada ve bir kabuk tarafından sarılmıştır. Memleketimizde beyaz ve siyah sarmısak yetiştirilmektedir.
Kullanıldığı yerler: Sarmısağın bileşiminde şekerler, vitaminler (A,B,C), kükürtlü bir uçucu yağ ve içerisinde bol olarak allil sülfür bulunur. Sarmısağın özel kokusu ve tadı bundan ileri gelir. Çok eski çağlardan beri bilinmekte ve tedavide kullanılmaktadır. Eskiden salgın hastalıklarla mücadelede çok kullanılmaktaydi. Antiseptik, istah açıcı, tansiyon düşürücü, solucan düşürücü, idrar arttırıcı, kan temizleyici etkileri vardır. Bakteriler üzerinde üremeyi azaltıcı ve öldürücü etkisi vardır. Eskiden harplerde antibiyotik ve antiseptik olarak çok kullanılmıştır. Ayrıca, kansere karşı üstün bir koruyucu, hemeroide faydalı, bronşit, astım, varis, siyatik ve romatizma ilacı olan sarmısağın faydaları ve kullanıldığı yerler çoktur.

SEMİZOTU: Çok yaygın ve yabani olarak bağ ve bahçelerde yetişen, bir yıllık otsu bir bitki. Semizotunun vatanı Asya'dır. Gövdeleri toprak üstünde yatık, yaprakları sapsız ve etli olup, çiçekler sarımsı renklidir. Meyveleri çok tohumludur. Tohumdan yetiştirilebilir. Demir ve C vitamini bakımından zengindir.
Kullanıldığı yerler: Yeşil yaprakları ve körpe dalları sebze olarak yenir. Mayhoş bir tadı vardır. Besleyici bir sebzedir. Mide ve barsak kanamalarında ve kanlı idrarda faydalıdır. Kanı temizler. Şeker hastalığında susuzluğu giderir. Uykusuzluk, sinir ve zihin yorgunluğunda faydalıdır. 

SİNAMEKİ: Afrika, Hindistan ve Arabistan'in yarı çöl ve dağlık bölgelerinde yetişen, 50-150 cm. boylarında, sarı renkli çiçekler açan çalı tipinde ağaççıklar. Meyveleri fasulye meyvesi gibi esmer, yeşilimsi veya siyahımsı renklidir. İçlerinde 6-10 kadar tohum bulunur. Kullanıldığı yerler: Bitkinin yaprak ve meyveleri antresan türevleri taşır. Bundan dolayı da müshil etkilidirler. Etkileri kalın barsak üzerinedir. Toz halinde 0,5-1 gr. (günde 2-3 defa) veya 5-10 gr. sinameki yaprağı üç su bardağı su ile kaynatılarak iki defa içilir. Memleketimizde çok kullanılan müshil ilacıdır. Kolit ve spastik kabızlıkta kullanılmaz. 

Ü

ÜVEZ: 5-10 m. yüksekliğinde, Mayıs-Haziran ayında beyaz renkli çiçekler açan ve kışın yaprağını döken ağaçlar. Meyveleri 10-20 mm. çapında, küre veya armut şeklinde, yeşilimsi sarı veya kırmızımsı-esmer renkli olup, buruk lezzettedir. Türkiye'de 11 kadar üvez türü bulunur.
Kullanıldığı yerler: Meyveleri parasorbinik asit, malik asit, şekerler sorbitanik asit, pectin karotensid ve vitamin C ihtiva eder. Özellikle bir şeker olan sorbos şeker hastaları rejimi için iyi bir tatlandırıcıdır. Meyveleri ve yaprakları kabız edicidir. Yine meyveleri idrar söktürücü, kadınlarda adetleri kolaylaştırıcı etkilere sahiptir. Meyveler C vitaminince zengindir. Yapraklarının % 5'lik çayı şeker hastalığına karşı kan şekerini düşürücü olarak kullanılmaktadır. Zararsızdır. 

ÜZERLİK: Ören yerlerinde, höyüklerde ve terk edilmiş köylerde sık rastlanan üzerlik bitkisine arkeologların yol göstericisi de diyebiliriz. Yaz ortalarına dek yemyeşil kümeler halinde görülen üzerlikler özellikle Orta Anadolu bozkırında çok yaygındır. Yerleşim yerlerinin yakınında gelişir, çünkü azot seven bir bitkidir. Köylerin, ağılların, yaylaların çevresindeki topraklar her gün sağıma gelip giden sürülerin dışkılarıyla zenginleştikçe üzerlik bitkisi de kısa süre içinde bu topraklara yerleşir. Uzun ömürlü bir bitkidir üzerlik; bunun yanı sıra, birkaç metre derine inen kökleri vardır. Bunlar, onun yazın da yeşil kalmasını sağlar. Anadolu folklorunda tütsü ve nazarlık olarak kullanılmasının yanı sıra, halk tıbbı da üzerliği binlerce yıldan beri şifa verici olarak tanır. Üzerlik tohumlarının son yıllarda uluslararası uyuşturucu pazarında bir meta haline gelişi de dikkat çekicidir.
Başlıca Özellikleri: Üzerlik, 30-70 cm yükseklikte, tüysüz, parçalı yapraklı, sarımsı beyaz çiçekli ve acımsı keskin kokulu bir bitkidir. Haziran ayında çiçek açan üzerlik daha sonra tohuma durur. Nohut büyüklüğündeki meyveleri yeşilden sarıya dönüşür. Sonbahara doğru olgunlaşan kapsüllerin her birinde 2-3 mm uzunlukta, üçgen piramit biçiminde, kahverengi-siyah renkte 21-22 tohum bulunur. Görmeyi az miktarda artırdığı, tükürük salgısını azalttığı, damarları genişleterek kan basıncını düşürdüğü, kan şekeriniyse yükselttiği bilinmektedir. İnsanlarda ağır zehirlenmelere yol açan bitkiler arasında sayılmamakla birlikte sürü hayvanları için zehirlidir.
Kullanıldığı yerler: Çoğunlukla tohumları kullanılır. Tohumlarında hamin, harmalin, peganin gibi alkaloitler vardir. Kurt düşürücü ve narkotikdir. Halk arasında ekzama, basura karşı ve tütsü olarak kullanılır. 

Y

YULAF: 50-150 cm. boyunda, bir yıllık otsu bir tahil bitkisi..
Kullanıldığı yerler: Yulaf taneleri sabit yağ, azotlu maddeler ve karbonhidratlar taşır. Ortaçağlardan beri gıda ve ilaç olarak kullanılır. Küçük çocuklarda ve hastalık sonlarında kuvvet verici olarak çok tercih edilir. Yulaf unu bilhassa çocuk mamalarının yapımında kullanılır. Ayrıca, iktidarsızlığı giderir. Guatri önler. Mide ve barsak bozukluklarını giderir. Kandaki şeker miktarını düşürür.

Z

ZENCEFİL: İştah açar. Bağısak gazı söktürür. Kusmayı önler. İshali keser. Bedeni ve zihin gücünü artırır. Afrodizyak özelliği vardır. 

ZERDAÇAL: Sarı çiçekli, büyük yapraklI, çok yıllık otsu bir bitki. Vatanı Hindistan olmakla beraber çoğu tropik bölgelerde yetişir. Bitkinin toprak altındaki ana rizomlari yumurta veya armut şeklindedir. Yan rizomları ise parmak şeklindedir. Rizomlarin üst yüzü sarımsı, iç yüzü ise sarı renklidir. Tadı acımsıdır.
Kullanıldığı yerler: Bileşiminde uçucu yağlar, reçine ve kurkumin adında sarı renkli boya maddesi vardir. Tedavide midevi ve gaz söktürücü etkiye sahiptir.


 


SARIMSAK ( Allium sativum L .)

25-30 cm yükseklikte, yeşilimsi beyaz veya pembe çiçekli, otsu bir kültür bitkisidir. Nadir olarak tohum bağlar. Bu nedenle soğancıkları (diş) ile üretilir. Ülkemizde “ Beyaz sarımsak ” ve “ Siyah sarımsak ” olmak üzere 2 çeşit yetiştirilmektedir. Tedavide beyaz sarımsak kullanılır. Vatanının orta Asya stepleri olduğu sanılmaktadır.

Dış Görünüş : Soğan, beyaz veya pembemsi renkli, az adette dişden meydana gelir. Dişlerin hepsi bir arada bir kabuk tarafından sarılmışlardır. Çok kuvvetli ve keskin bir kokusu ve yakıcı bir lezzeti vardır.

Bileşim : Karbonhidratlar ( sakkaroz, glikoz) , vitaminler ( A, B, C ve E ) ve eterli uçucu yağ
( alliin, allicin, ajoen ) , scordein , selen ile dişilik ve erkeklik hormonlarına benzer maddeler taşımaktadır. Bu uçucu yağda özellikle allil disülfür bulunmaktadır. Bu bileşik kükürtlü bir amino asit olan alliin’in alliinaz isimli ferment etkisi ile parçalanarak allicin’i vermesi, allicin’in de, su buharı veya su karşısında, allil disülfür’e dönüşmesi sonucu meydana gelir.

Etki ve Kullanılış : Eski çağlardan beri bilinen ve kullanılan bir drog’dur. Orta çağda özellikle salgın hastalıklar (kolera, veba gibi) ile mücadelede kullanılmıştır. Antiseptik, idrar artırıcı, safra salgılarını artırıcı, solucan düşürücü (özellikle askarit ve oksiyürler e karşı), iştah açıcı, tansiyon (kan basıncı) ve kolesterol düşürücü, kanı sulandırıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkilere sahiptir. Antiseptik ( mikrop öldürücü ) etki taşıdığı allicin’den ileri gelmektedir. Antiseptik ve bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi; tarihçi Herodot’a göre eski Mısırlılar tarafından da bilinmekteydi. Çünkü Mısırlılar piramitlerin yapımında çalıştırdıkları işçilere her öğün sarımsak , soğan ve turp yediriyorlardı. II. Dünya savaşı sırasında, yaralandıkları zaman yaralarının mikrop kapmasını önlemek için, ezerek yaranın üzerine konmak üzere Rus askerlerine sarımsak verilmiştir.

Kullanılış Şekli : Kurt veya solucan düşürücü olarak, kabuğu soyulmuş olan bir sarımsak dişi bir ekmek kabuğu parçasına kuvvetle sürülür ve çıkan esansı emmiş olan ekmek parçası yenilir. Aynı amaç için sarımsak şurubu da kullanılmaktadır. 100 gr parçalanmış sarımsak , 200 gr su ve 200 gr şeker ile 1 gün bekletildikten sonra iyice karıştırılıp süzülür. Elde edilen şuruptan günde 2-3 yemek kaşığı içilir. Haricen yara iyi edici olarak, taze sarımsak lapa halinde yara üzerine konur. Aynı amaç için sarımsak usaresi de kullanılabilir. Usare hazırlamak için bir miktar sarımsak havanda ezilir, sıkılarak alınan usarenin 1 gr miktarı 10 gr su ile sulandırılır ve bu karışımın içine, usarenin bozulmasını önlemek için, 10 damla kadar etil alkol konur. Bu usare haricen bilhassa saç hastalıklarının ( saçkıran vs.) tedavisinde saçlı deri kısmına sürülür. Tansiyon düşürücü olarak 10 gr sarımsak başı ezilir, üzerine 10 gr etil alkol konur, karışım 1 gün bekletildikten sonra ince bir bez veya süzgeçle süzülür. Elde edilen özsudan günde 3 defa 15-30 damla alınır. Sarımsağın , mide ve bağırsakları güçlendirici, mikropları ve virüsleri yok edici etkisi oldukça önemlidir. Öncelikle bacak, göz arkası ve beyin damarları olmak üzere, tüm damarları genişleterek, daha iyi beslenmelerini ve böylece, hızlı yaşlanmamalarını sağlar. Aynı zamanda tüksek kan basıncını ( hiper tansiyon ) başarıyla düşürür, kolesterol düzeyini normalleştirir ve damar iltihabı ( tromboz-tromboflebit ) oluşumunu önler. Sarımsak , organizmayı ve bağışıklık sistemini güçlendirir ve hastalıklara karşı korur. onun değerli gücünden yararlanabilmek için büyük miktarlarda tüketmek gerekmez . Beklenen etki, gün boyunca 3-4 diş sarımsak yenerek sağlanabilir.

Sarımsak Sütü : 2-3 diş sarımsak ezilir veya ince kıyılır, 1 su bardağı soğuk süte eklenir ve hafif ısıda kaynama derecesine kadar ısıtılır, üstü kapalı olarak 10 dakika demlendikten sonra süzülür. İhtiyaç duyulduğunda 1 bardak taze demlenmiş sarımsak sütü soğutulmadan içilir.

Sarımsak Tentürü : Yeni sökülmüş sarımsak soğanının (diş) ayıklanarak ince kıyılan dişlerin etil alkole veya elma sirkesine yatırılmasıyla elde edilir. Kronik bronşit , sindirim problemleri, romatizma, kas ve organ ağrıları ve yüksek kan basıncı (tansiyon) öncelikli kullanım alanlarıdır. Ama erken yaşlanmaya karşı uygulanan bir tentür kürü de çok olumlu sonuçlar verir. En zaından 5-6 ay sürecek olan bu kür sırasında, sabah ve öğlen saatlerinde 10-15 damla yarım yemek kaşığı ılık suya eklenerek alınır. Böylece kişi ileri yaşlara kadar sağlıklı ve hareketli kalabilir. Et yemeyi seven, fazla kilolu, gaz şişkinliği çeken yaşlı kişileri hızlı çöküntülerden korumak için de, uzunca bir süre, sabah ve öğlen saatlerinde 10-15 damla yarım yemek kaşığı ılık suya ekleyerek kullanmaları önerilir.
İçerdiği uçucu yağlardan biri olan alliin ve onun enzimatik reaksiyonla parçalanması sonucu oluşan Allisin (allicin) geniş şekilde antiseptik veya ( mikropları öldürücü ) aktiviteye sahiptir. Bu madde pek çok bakteri ve mantarın (fungi) büyümesini engeller. Diğer içerdiği uçucu yağ ajoen de antifungal (mantarları öldürücü veya büyümelerini engelleyici) etkiye sahiptir ve kan pıhtılarının ( platelet ) damar çeperine yapışmasını azaltır. Kükürt bileşikleri olarak bilinen bu maddeler aynı zamanda anti-tümör etkiye de sahiptir. Sarımsak  HDL kolesterolünün seviyesini yükseltirken kolesterolünün azalması koroner kalp hastalıklarının riskini artırmaktadır .), serum kolesterolünün ve triglidseridlerinin seviyesini düşürür. Plateletlerin ( kan pıhtıları ) yapışkanlığını azaltarak kan dolaşımının daha yeterli hale gelmesini sağlar. Aynı zamanda antiviral ( virüs öldürücü ), antifungal ( mantar öldürücü ) ve antiparaziter
( parazit öldürücü ) etki de gösterir. Düzenli olarak kullnımı mide ve bağırsak kanseri riskini azaltır.

Sarımsak ve Kalp-damar (Kardiyovasküler ) Sistemi : Kandaki yüksek serum kolesterolü ve trigliserid seviyesi damar tıkanıklığı ( arteosklerozis – arteriosclerosis ) riski için en büyük faktörlerden biridir. Diğer bir faktör de platelet agregasyonu olarak bilinen kan pıhtılarının damar çeperlerine (duvarlarına) yapışmasıdır. Bu durumlar birlikte oluştuğunda zayıf kan dolaşımına sebep olur. Bu da anginaya 250 den fazla basılı yayın göstermiştir ki; sarımsak , kolesterol ve trigliseridleri düşürücü etkiye sahiptir, platelet agregasyonunu ( kan pıhtılarının damar çeperine ) ve kanın pıhtılaşmasını sağlayan fibrin oluşumunu engeller. Ek olarak antihipertansif ( tansiyon düşürücü) ve etkilidir.
(Vücuttaki serbest radikalleri-zararlı maddeleri etkisiz hale getirme). Kardiyovasküler ( kalp-damar sistemi ) hastalıklara karşı çok önemli doğal bir silahtır. Sarımsak karaciğerde kolesterol (angina pektoris) - bölgesel bir yetersiz kanlanmadan kaynaklanan ve sıklıkla göğsün ortasında hissedilen bir baskı-sıkışma hissi), kalp krizlerine , el ve ayaklarda zayıf kan dolaşımına sebep olur.
parçalanmasıyla da ilgilidir. Bu da kana daha az kolesterol salınması demektir. Zaten yükselttiği veya korunmasına yardımcı olduğu ve bir lipoprotein olan HDL kolesterolü, vücuttaki kolesterolün karaciğere taşınmasına yardım etmektedir. Kolesterolün bu türü (formu) faydalı olup, kardiyovasküler (kalp-damar sistemi) hastalık riskini azaltmaktadır.

Sarımsak ve Yüksek kan Basıncı (Yüksek Tansiyon) :
Sarımsak ( Garlic ) yüksek kan basıncını ( tansiyon) düşürücü etki gösterir. Bu etki muhtemelen kan dolaşımını kolaylaştırmasından kaynaklanır.

Sarımsak ve Yüksek Kolesterol Trigliseridler :
Sarımsağın kolesterol ve trigliserid seviyesini düşürücü etkisi olduğu görülmüştür. 1-3 ay boyunca günde 600-900 mg sarımsak tozu tabletleri kullanıldığında toplam serum kolesterol düzeyi % 9-12, trigliserid düzeyi ise % 8-27 oranında düşmüştür.

Sarımsak ve Damarlardaki Pıhtılaşma :
Damarlardaki pıhtılaşma pek çok kişide yürürken ya da koşarken ağrılara ve kaslarda kramplara neden olur. Yapılan çalışmalar Sarımsağın bu konuda Japon Eriği gibi olduğunu göstermiştir. 12 hafta süren çalışmalarda sarımsağın ağrısız yürüme ve koşmayı artırdığı bulunmuştur.

Sarımsak (Garlic) ve Enfeksiyonlara Karşı Korunma :
Sarımsak vücudun enfeksiyonlara ( bulaşıcı hastalıklar ) karşı koymasına yardım eder. İlk çalışmalarda geniş spektrumlu mikropları öldürücü ( anti-mikrobiyal ) özelliklere sahip olduğu bulunmuştur. Sarımsak , insanların tekrarlayan enfeksiyonlardan ( kronik ) acı çekmelerini önler, soğuk algınlığı ve gripten korunmalarına yardım eder. Ayrıca kronik ( tekrarlayan ) mantar veya maya ( candidiasis ) enfeksiyonlarını tedavi etmekte de kullanılmaktadır.

Sarımsak ve Kanser :
Sarımsak, araştırmalarda ve lifli bir ürün olarak bulunmuştur. Çünkü sarımsak , nitrozamin gibi N-nitrozo bileşiklerinin oluşumunu azaltır. Sarımsağın en büyük faydası; yemek borusu ( özofagus ) , mesane, mide ve kolon (bağırsak) kanserini önleyici olarak ortaya çıkmıştır. Iowa’ da (Ayova-Amerika) 55-69 yaşlarındaki bayanlarda yapılan bir çalışmada sarımsak tüketiminin kolon ( bağırsak ) kanserinin en büyük caydırıcısı olduğu bulunmuştur. Daha fazla sarımsak alınması kolon kanseri riskini % 35 düşürmüştür. Daha fazla ve uzun süreli tüketimde bu oran % 50’ye ulaşmıştır.

UYARILAR
Sarımsak anti-pıhtılaştırıcı özellikte olduğu için; antikoagülan ilaç tedavisi görenler doktorlarına danışmalıdır. Sarımsağın hamilelik ya da emzirme dönemindeki etkileri üzerine bir araştırma yapılmamış olup, bu dönemle ilgili, varsa yan etkileri bilinmemektedir. Tedavi edicilik açısından, kuru sarımsak taze sarımsaktan çok daha etkili olup, bilinen herhangi bir zararlı yan etkisi yoktur.


Görüş öneri ve sorularınız için buraya
Sitedeki değişikliklerden haberdar olmak için ise buraya tıklayınız